29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.

Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır,ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.
Türk Milleti bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı varolmalarının
yegane koşulu olarak kabul etmiş cesur insanların torunlarıdır.
Bu millet hiçbir zaman hür olmadan yaşamamıştır, yaşayamaz
ve yaşamayacaktır.
“Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk’ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! .. Bu belli. Fakat zekânı unut! .. Daima çalışkan ol…”
Tarihi yaşadığımız gibi yazdık, fakat geleceği cumhuriyete inananlara, onu koruyanlara ve yaşatacaklara emanet etmek lazımdır.
Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir.
BİLECİK İLİ MADEN VE ENERJİ KAYNAKLARI
Bilecik ili, Marmara Bölgesinin güneydoğusunda Marmara, Karadeniz, İç Anadolu ve Ege
ve çevresinde Paleozoyik’ten günümüze kadar değişen çeşitli kayaçlar türleri yüzlek verir. Bu kayaç
türlerinde altın (Au), bakır (Cu), molibden (Mo), manganez (Mn), antimuan (Sb), volfram (W) gibi
metalik madenler ile feldispat, kaolen, kil, manyezit ve mermer gibi endüstriyel hammadde yatak ve
zuhurları bulunmaktadır.
İl çevresindeki maden yatak ve zuhurlarının genellikle Söğüt ve Bözüyük ilçeleri çevresinde
yoğunlaştığı görülür. Söğüt-Korundanlık altın zuhuru 1.17 gr/ton Au tenörlü olup, 15.695 ton görünür
rezerv tespit edilmiştir. Bözüyük-Muratdere (Cu-Mo) sahası % 0.25 Cu eş değer tenörlü bir sahadır.
Sahada 5.265.526 ton Cu+Mo rezervi belirlenmiştir. Söğüt-Dudaş Volfram sahası 10.000 ton
mümkün rezerve sahip olup, % 0.4 WO3 içermektedir. İl’in güney ve güneybatısında yer alan
manganez yatak ve zuhurlarında geçmiş yıllarda 1.000 ton üretim yapılmış olup, ortalama Mn tenörü
% 19.45’tir.
İl genelinde işletilmiş ve halen işletilen pek çok edüstriyel hammadde yatak ve zuhuru
bulunmaktadır. Bunlardan biri de Bozüyük-Söğüt feldispat sahasıdır. Geçmiş yıllarda işletilen
sahanın toplam alkali içeriği %9 olup, 177.310 ton mümkün rezerv tespit edilmiştir. Zaman zaman
işletilen diğer bir yatak Söğüt-Yeniköy kaolen yatağıdır. Bu saha % 13-18 Al2O3 ve % 0.2-1.7
Fe2O3 tenörüne sahiptir. Toplam mümkün rezerv 1.000.000 ton olarak belirlenmiştir. Diğer kil
sahaları Söğüt-Inhisar-Sakızbeli-Tilkili-Ceylan-Ceyhan, Küre-Avdan, Çaltı-Akçaalan ve Yakacık’ta
yer alır. Sahaların Al2O3 içeriği % 9.38-33 ve % Fe2O3 içeriği % 1-16 arasında değişir. 10.618.072 ton
görünür+muhtemel, 5.800.000 ton muhtemel rezerve sahip olup halen bir kısmı işletilmektedir. İlde
Bözüyük-Ören köy ve Ece köy de iki adet manganez cevherleşmesi bulunmaktadır. MnO içeriği
Ören köyde % 47-48, Ece köyde % 39.62’dir. Ören köy muhtemel rezervi 575 ton, Ece köy
muhtemel rezervi 1.050 ton olarak tespit edilmiştir. Bölgede endüstriyel hammadde olarak önemli
sayılabilecek mermer yatakları mevcuttur. Bilecik pembesi-gülkurusu, Gölpazarı beji ve Söğüt beji
olarak adlandırılan bu mermerlerin toplam rezervi 406.000.000 m3 olarak saptanmıştır. En büyük
rezerv 400.000.000 m3 ile Gölpazarı-Şahinler köyü sahasındadır. Bu sahada bej renkli, mikritik
kalsitten oluşan mermerlerin çatlak ve boşluklarında sparitik kalsit dolguları izlenir. Sertliği 4,
yoğunluğu 2.74 g/cm3, porozitesi % 0.4’tür. Taşçılar ve Çukurören sahasında ise mermerler
pembe/bej hamur içinde gülkurusu-pembe damar ve mercek oluşumludur. Sertliği 4, yoğunluğu 2.72
g/cm3, porozitesi % 0.5 ve rezervi 1.000.000 m3’tür. Söğüt sahası mermerleri Bej renkli, mikritik
dokulu kriptokristalin kalsit ve dolomit kristallerinden oluşmuştur. Sertliği 3-4, yoğunluğu 2.73 g/cm3,
porozitesi % 0.659 olup, 5.000.000 m3 jeolojik rezerv tespit edilmiştir.
ALTIN (Au)
Söğüt-Korudanlık zuhuru
Tenör :% 1.17 gr/ton Au
Rezerv :15.695 ton görünür rezerv.
BAKIR-MOLİBDEN (Cu-Mo)
Bozüyük-Muratdere sahası
Tenör :% 0.25 Cu eşdeğer tenörlü
Rezerv :5.265.526 ton Cu+Mo rezervi belirlenmiştir.
FELDİSPAT (Fld)
Bozüyük-Söğüt Sahası
Tenör : %9 toplam alkali içeriği
Rezerv :177.310 ton mümkün rezerv belirlenmiş olup yatak geçmiş yıllarda işletilmiştir.
KALSIT (Cc)
İl merkezi civarında
Tenör :% 95.00 CaCO3
Rezerv :-
KAOLEN (Kao)
Söğüt-Yeniköy Sahası
Tenör :% 13-18 Al2O3, % 0.2-1.7 Fe2O3
Rezerv :1.000.000 ton mümkün rezerv belirlenmiş olup yatak zaman zaman işletilmektedir.
KİL (Kil)
Söğüt-Inhisar-Sakızbeli-Tilkili-Ceylan-Ceyhan, Küre-Avdan, Çaltı-Akçaalan, Yakacık Sahaları
Tenör :% 9.38-33 Al2O3, % 1-16 Fe2O3
Rezerv :10.618.072 ton görünür+muhtemel, 5.800.000 ton muhtemel rezerv belirlenmiş olup
halen bir kısmı işletilmektedir.
MANGANEZ (Mn)
Pazaryeri-Güde, Bahçesultan sahası
Tenör :% 19.45 Mn
Rezerv :Geçmiş yıllarda 1.000 ton kadar üretim yapılmıştır.
MANYEZİT (Mag)
Bozüyük-Örenköy ve Eceköy sahaları
Tenör :% 47-48 MgO (Örenköy),% 39.62 MgO (Eceköy)
Rezerv :575 ton mümkün (Ören), 1.050 ton muhtemel (Eceköy)
MERMER (Mr)
Taşçılar ve Çukurören Köyleri-BİLECİK PEMBE-GÜLKURUSU
Kalite :Pembe/bej hamur içinde gülkurusu - pembe damar ve mercek desenli. Sertliği 4,
yoğunluğu 2.72 g/cm3 ve porozitesi % 0.5’tir.
Rezerv :1.000.000 m3
Gölpazarı-Şahinler Köyü-GÖLPAZARI BEJ
Kalite :Bej renkli, mikritik kalsitten oluşan mermerlerin çatlak ve boşluklarında sparitik kalsit
dolguları izlenir. Sertliği 4, yoğunluğu 2.74 g/cm3 ve porozitesi % 0.4’tür.
Rezerv :400.000.000 m3
Söğüt: SÖĞÜT BEJI MERMERI
Kalite :Bej renkli, mikritik dokulu kriptokristalin kalsit ve dolomit kristallerinden oluşmuştur.
Sertliği 3-4, yoğunluğu 2.73 g/cm3 ve porozitesi % 0.659’dur.
Rezerv :5.000.000 m3 jeolojik rezerv.
VOLFRAM (W)
Söğüt-Dudaş Sahası
Tenör :% 0.4 WO3
Rezerv :10.000 ton mümkün rezerv.
** MTA, 2005. Türkiye Jeotermal Kaynakları Envanteri
Başbakanımızın annesi Tenzile Erdoğan’a Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyoruz.

Geçen hafta safra kesesi ameliyatı olan ve aynı hastanede tedavisi sürdürülen Tenzile Erdoğan bu sabah 09.15′te hayatını kaybetti.Başbakanımaza ve ailesine sabır,merhumeye Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyoruz.
“Türk, Kürt Tek Bir Vücuttur”
Fikir Platformu
Kürtler, “Azınlık” Olmayı Lozan Döneminde Reddettiler (Mustafa Akyol)
Avrupa Birliği Komisyonu’nun 6 Ekim 2004 tarihli “Türkiye Raporu”nda, ülkemizdeki Kürt vatandaşlarımız “azınlık” olarak tanımlanıyordu, ancak hükümet son dakikada müdahale ederek bu ifadeyi değiştirtti. Yine de bu konu önümüzdeki dönemde sorun olacağa benziyor. Nitekim, Cengiz Çandar’ın da işaret ettiği gibi, raporun İngilizce baskısının 48. sayfasında Türkiye’nin azınlıkları Lozan terminolojisi çerçevesinde anladığı işaret ediliyor ve bunun “azınlık haklarının korunmasını önlemek açısından kaygı verici olduğu” ileri sürülüyor.
Bu kaygı, aslında bir anlayış farkından kaynaklanıyor. Avrupa’ya göre “azınlık” bir ülke içindeki etnik veya dini her türlü farklı grubu ifade ederken, Türkiye geleneğinde “azınlık” kavramından sadece farklı dini gruplar anlaşılıyor. Lozan’daki Türk heyetinde yer alan Rıza Nur anılarında buna işaret ederek, “Frenkler bizde ekalliyet (azınlık) diye üç nevi biliyorlar: Irkça ekalliyet, dilce ekalliyet, dince ekalliyet” dedikten sonra, “bütün kuvvetimi bu tabirleri kaldırmaya verdim… Pek müşkilat ile fakat kaldırdım” diye yazmıştı. Rıza Nur’un ve Lozan’daki Türk heyetinin argümanının en büyük kanıtı ise, “azınlık” olarak tanımlanmak istenen Kürtlerin, bu kavramı reddedişidir.
Kürtler’in Osmanlı’ya Sadakati
Kürtlerin “azınlık” kavramına tepkisini anlamak için, Osmanlı içindeki tarihlerine bir göz atmak gerekir. Kürtler, kendi istekleriyle Osmanlı egemenliğine girdikleri 16. yüzyıldan bu yana Türklerle bir arada kardeşçe yaşadılar. Ortak düşmanlarla karşı, omuz omuza birlikte mücadele ettiler. Osmanlı’nın parçalanma döneminde de, impatorluğa büyük bir sadakat gösterdiler. Bu sadakatinin en çarpıcı göstergesi, 1912′den 1918′ye kadar aralıksız devam eden kanlı savaş yıllarında imparatorluk ordularında çarpışmalarıydı. Ardarda gelen Trablusgarp, Yemen ve Balkan Savaşları ve hemen sonra patlak veren I. Dünya Savaşı’nda, pek çok Kürt Osmanlı ordusunda görev aldı. Kürt tarihi uzmanı David McDowall şöyle yazar:“Kürtler Osmanlı ordusuna kayda değer bir insan gücü sağladılar. Binlerce Kürt asker, Sarıkamış’taki Üçüncü Ordu’da ve diğer cephelerde hayatını kaybetti. Doğal olarak, düzenli orduda görev yapmaya karşı evrensel bir gönülsüzlük vardı, ama bu durumda bile, çoğu silah altına girdi. Bölgedeki (doğu Anadolu’daki) Osmanlı kuvvetlerinin büyük bölümü Kürtlerden oluşuyordu.” Kürtler, sadakatlerini, oldukça da ağır bir bedele rağmen korudular. Dünya Savaşı yılları boyunca, Rus-Ermeni kıyımları, ardından gelen açlık ve salgın hastalıklar sonucunda yaklaşık 500 bin Kürt sivil yaşamını yitirdi. David McDowall, savaşa katılan askerlerle birlikte bu rakamın 800 bine çıkarılabileceğini belirmektedir. Bunun anlamı, 300 bin Kürt’ün de Osmanlı orduları safında savaşırken can verdiğidir. Kürtler, Kurtuluş Savaşı’na da büyük destek verdiler. Atatürk, Samsun’a çıkışından hemen sonra Kürt ileri gelenlerine telgraflar çekmiş ve onlardan büyük destek görmüştü. Bu destek, Milli Mücadele boyunca sürdü. Urfa ve Maraş’ın düşman işgalinden kurtarılmasında, Kürtler çok önemli roller üstlendiler. İsmet İnönü’nün yıllar sonra belirttiği gibi, “Kürtler… Milli Mücadelenin devamınca canla başla gayret gösterdiler.”
Kürtlerin Sevr’e Protestosu
Ancak Milli Mücadele’ye destek vermektense, savaşın galip devletleriyle işbirliği yapmayı seçen az sayıda Kürt de vardı. Bu devletlerin Osmanlı’yı nasıl paylaşacaklarına karar vermek için düzenledikleri Sevr Konferansı’na, bir grup Kürt temsilci de katıldı. Bunlar milliyetçi Kürt entellektüelleriydi. Başlarında Şerif Paşa vardı ve amaçları Ermenilerle anlaşarak, Anadolu’nun bir parçasında bir “Kürt Devleti” oluşturmak için Avrupalı devletlerden onay almaktı. Ermenilerle gerçekten anlaştılar ve Avrupalı devletlerden aradıkları desteği de buldular. 1920 Ağustos’unda imzalanan Sevr Antlaşması’nın 62. maddesi, “yoğun olarak Kürtlerin yaşadığı bölgelere yerel otonomi” verilmesinden söz ediyor, 64. madde ise “Kürt halkları”nın “Türkiye’den bağımsızlık elde etmeleri”nin dahi yolunu açıyordu. Ne var ki bu “Jön” Kürtler, Avrupalı diplomatlardan aldıkları desteğin bir benzerini, güneydoğu Anadolu’da bulamadılar. Kürtler arasında bu habere duyulan şiddetli tepki, Paris’e bir seri telgrafın yollanmasına neden oldu. Bu telgraflarda Kürtlerin Türklerden ayrılmak istemedikleri hararetle savunuluyordu. Erzincan’dan on ayrı Kürt aşiret lideri, Fransız Yüksek Komiserliğine yolladıkları telgrafta “Türklerin ve Kürtlerin soy ve din itibarıyla kardeş olduklarını” vurguluyorlardı. Öte yandan Milli Mücadele lehindeki fetvayı Mustafa Kemal Paşa’yı destekleyen Kürt din alimleri de imzaladılar. Hakimiyet-i Milliye gazetesinin 5 Mayıs 1920 tarihli sayısında yayınlanan ve Halife’nin “esaret ve hakaret”ten kurtulmasını savunan fetvayı imzalayanlar arasında; Diyarbakır, Urfa, Hizan, Bayezid, Diyadin, Hınıs, Siverek, Viranşehir, Bitlis, Silvan, Van gibi Kürt yoğunluklu bölgelerin Kürt müftülerinin de isimleri yer alıyordu.
Kürt Mebuslar: “Azınlık Değiliz”
Kurtuluş Savaşı’na “canla, başla” destek veren Kürtler, savaşın ardından başlayan Lozan görüşmeleri sırasında da, Türklerle kader birliği yaptılar. Lozan’da da, Avrupalı devletler Kürtler’in “azınlık” olduğunda ısrar edince, İsmet Paşa buna karşı çıkarak şöyle demişti: “Türkler ve Kürtler Türkiye’nin ana unsurlarıdırlar. Kürtler bir azınlık değildir. Ankara Hükümeti hem Türklerin hem de Kürtlerin hükümetidir.” Lozan’daki Türk heyetinin azınlıklar konusundaki en büyük destek ise, Meclis’teki Kürt temsilcilerden gelmişti. Erzurum milletvekili Necati Bey ile Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey, 3 Kasım 1922′de Meclis kürsüsünden yaptıkları konuşmalarda Lozan’daki Türk heyetinin tezine yürekten destek vermişlerdi. Yusuf Ziya Bey, Sevr’i bir “paçavra” olarak niteleyip Avrupa devletlerine karşı çıkarak, Türk-Kürt kardeşliğini vurgulamıştı. Bu konuşma, Meclis tutanaklarında şöyle geçiyor: “Avrupalılar diyorlar ki: ‘Türkiye’de yaşayan azınlıkların en büyüğü, en kalabalığı Kürtlerdir. Bendeniz Kürdoğlu Kürdüm. Binaenaleyh bir Kürt mensubu olmak sıfatiyle sizi temin ederim ki Kürtler hiç bir şey istemiyorlar. (Alkışlar) Biz Kürtler vaktiyle Avrupa’nın Sevr paçavrası ile verdiği bütün hakları,hukukları ayaklarımız altında çiğnedik ve bütün manasıyle bize hak vermek isteyenlere iade ettik. Nasıl ki Elcezire Cephesi’nde çarpıştık. (Alkışlar) Nasıl ki, Türklerle beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık ve ayrılmak istemedik ve istemeyiz. (Alkışlar) Binaenaleyh sözüme son verirken muhterem heyetinizden rica ederim ki, azınlıklar mevzuubahis edildiği zaman Kürtlerin hiç bir talebi olmadığını ve Kürtlerin kanaatine tercüman olarak buradan söylediklerimi söylesin ve iddia etsin.”
“Türk, Kürt Tek Bir Vücuttur”
TBMM’nin bir sonraki celsesinde ise, Bitlis, Erzurum, Kastamonu, Mardin, Muş, Siirt, Urfa, Pozan, Diyarbakır, Van milletvekillerinin hepsinin altına imza attıkları şu metin yayınlanmıştı: “Türk, Kürt tek bir vücuttur. Kürtler, hiç bir vakit Türkiye camiasından ayrılamaz ve bunu ayırmak için hiç bir kuvvetin tesiri yoktur. Avrupa hükümetlerinin Kürtleri müdafaa etmeye salahiyetleri olmadığı defaatle memleketimiz halkıyle beraber protesto edilmiş olduğu halde, yine azınlıkların mevzuubahis edilmesi şayanı teessüftür. Kürtler her vakit Türklerle beraber vatan uğrunda daima ölmüş ve ölmeye hazır oldukları cümlenin malumudur.” 25 Aralık 1922′de ise, Sivas milletvekili Hüseyin Rauf Bey, yine Meclis Kürsüsü’nden şöyle konuşmuştu: “Malumu aliniz efendiler, İngiliz’lerin Türkiye’de yaşayan Türk ve Kürtleri imha edebilmek için teşebbüsatlarının hepsi bu iki necip milletin birliği karşısında iflas etmiştir. Her türlü fesadları din kardeşi, kan kardeşi, emel kardeşi olan insanların karşısında erimiştir… *Kürtlerin+ Türkiye halkı ile mukadderatları birdir, her şeyleri birdir, gayeleri, dinleri birdir. Azınlıklar bunlara teşmil olunamaz. Bugün Kürt için azınlık mevzu bahis etmek, Türk için azınlık bahsetmek demektir. Şu halde bu tamamen reddolunmuştur.” Türkiye, bu atmosfer içinde Lozan’a gitti ve orada, bu ülkede sadece gayrimüslimlerin azınlık olduğu tezini dünyaya kabul ettirdi. Kürtler, bunu sonuna kadar desteklediler. Bugün de Kürtler, Türklerle paylaştıkları ortak din, tarih ve kültür nedeniyle, onlarla aynı milletin bir parçası. Elbette gayrı müslim vatandaşlarımız da milletimizin bir unsuru, ancak onların “azınlık” olduklarını kabul ediyor ve o tanımlamayla kendilerini kucaklıyoruz. Kürtler ise “azınlık” değiller. Bu gerçeği Lozan’da olduğu gibi bugün de savunmak ve Rıza Nur’un ifadesiyle “Frenklerin” bu konudaki yaklaşımının hatalı olduğunu göstermek gerekiyor. Atatürk, Milli Birliği Müslüman Kimliğine Dayandırdı Osmanlı İmparatorluğu’nda “milletler”, etnisitiye veya ana dile göre değil, dine göre tanımlanırdı. Türk, Kürt, Arap, Boşnak, Arnavut gibi tüm Müslüman unsurlar, tek bir “millet” sayılıyordu. Bu anlayış, söz konusu unsurlar arasında tarihi bir kaynaşma ve kardeşlik meydana getirdi ve bu sosyolojik gerçek Cumhuriyet tarafından da benimsendi. Bilindiği gibi Cumhuriyet’le birlikte, daha önceden dini bir kimlikle tanımlanan toplum, ulusal bir kimlikle tanımlanmaya başladı. Ama aslında pratikte Osmanlı yapısı sürdü. Atatürk, Ziya Gökalp’in “ortak kültür, ortak din” şiarına bağlı kalarak, Türkiye’nin inşasında asli kimlik olarak Müslümanlığı benimsedi. Bunun en belirgin göstergesi, Atatürk döneminde Arnavutlar, Boşnaklar, Pomaklar gibi Türk olmayan Müslümanların Türkiye’ye göç taleplerine olumlu cevap verilmiş olmasıydı. Oysa aynı olumlu cevap, Müslüman olmayan Türklere (Hıristiyan Gagavuz Türklerine) verilmemişti. Öte yandan da ülkedeki gayrimüslim Rumlar, Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesi ile oradaki Müslüman Türkler ile değiştirilmişti. Hatta, Konya yakınlarında Rum Ortodoks Kilisesi’nin Türkçe konuşan cemaati, ibadetlerini Türkçe yapmalarına ve hiç Rumca bilmemelerine karşın Yunanistan’a gönderilmişti. Genç Cumhuriyet, ülkedeki temel birleştirici unsurun Müslümanlık olduğunun bilincindeydi. Bu politika sonucunda, Boğaziçi Üniversitesi’nden Kemal Kirişçi ve Gareth Winrow’un ifadesiyle, “Türklük, İslam’la oldukça bağlantılı kaldı.”
(Kirişçi & Winrow, “Kürt Sorunu”, s. 103)
Büyük sosyoloğumuz Şerif Mardin de, bu konuda şu önemli tespiti yapar: “Cumhuriyet… ümmet yapısının devam etmesini sağladı. Yurtseverlik, birleşik olmak ve (dışarıdaki) ötekilere direnmek, bir ümmet duygusu geliştirmenin yollarıydı. Okullarda birlik, beraberlik ve bütünlük kavramına yapılan vurgu, insanları ümmet fikrinden çok da uzaklaştırmadı.”
(Mardin, “Din ve İdeoloji”, s. 139)
Kaynaklar:
Çağrı Erhan (ed), “Yaşayan Lozan”, Ankara, 2003
“Türk Parlamento Tarihi”, TBMM Yayınları, Ankara, 1995
David McDowall, “A Modern History of the Kurds”, London, 1996
Selahattin Tansel, “Mondros’tan Mudanya’ya Kadar”, Ankara, 1978
Hoşgeldin Ya Şehri Ramazan
Memleketime Ramazan geldi..Hayırlı olsun.Cenab-ı Rabbi’l-Âlemîn hiçbir mümini bu mübarek günde aç-açık bırakmamayı nasip eylesin.Elimizden gelen yardımı ihtiyaç sahiplerine ulaştıralım.Fitre ve zekatımızı fakir fukaraya ulaştıralım..Allah bize komşumuz açken tok yatmayı nasip etmesin.Gönlümüzdeki huzur kardeşlerimizle birlikte eda ettiğimiz ibadetlerimizde coşsun..
Ramazan geldiği gün şehit haberleri geldi..Çok fazla şehit verdik..Cem Özer bile İmralı ile uzlaşın dedi..Sistematik gündemin aktörlerine sesleniyorum.”Manda ve Himaye kabul edilemez” derken Kürt halkı da bizimle birlikte bu ulusun çocukları olarak çarpiştı.Misak-ı milli hepimizin kanıyla çizildi.Yine bu ulusun içinden çıkmış bazı adı”Aydın” kendi Zonguldak(kömür karası benzetmesi için kullanılmıştır.) suya sabuna temizken dokunan kişilikler gündem yapmaya çalışmaktadırlar.
Uzlaşın,acı dinsin… Uzlaşalım.Peki.
2002 yılında devletin kütüphanesinde (Hemde Gölpazarı Halk Kütüphanesi) Kürtçe-Türkçe sözlük alıp Kürtçe çalışmıştım..Neden uğraştım? Askerde o bölgedeki kardeşlerimle iletişim kurabileyim diye.Oradaki kardeşimi anlayayım,derdimi anlatayım diye.. Yıl 2002 idi.Devletin bu kütüphanesinde bu kaynak mevcut idi.Peki kardeşim sen neyin hakkının peşindesin?Hangi yanlış yasa senin hakkını gaspediyor? Çözelim..!
Ben Çavani başi? yi 9 yaşında Diyarbakırlı ablam Ayfer’den öğrendim..Sen Lazcasını,Çerkezce’sini de öğret..Ben varım.Ancak Federe Devlet olacam,ayrılacam dersen(Türkçe bilerek böyle kullanılmıştır) sana senin Belediye Başkanlarının birinin konuştuğu gibi konuşurum..Hass..dir ordan… Neden?
Belediye başkanı olmuşsun,çok fazla sayıda…Milletvekili olmuşsun..Nüfus sektirmeden iyi altyapı ile örgütlenmişsin,herkes 41.000 civarlarında oyla seçilmiş. Bu mevkiler TC nin mevkileridir..beğenmediğin…Seni var eden,vergimle ve vergilerimizle büyüten…Sen vergi vermeyeceğim diyorsun..Gülüyorum..Ne veriyorsun benimkinin yanında? Benim verdiğimin yüzde kaçı bana,yüzde kaçı sana gidiyor?Senin verdiğinin neresi bana değiyor?
Kardeşlerim;Misak-ı Milli sınırlarında dört kuşak evvelimizin kanları var.Seninkilerde benimkilerde..Bu ülke benden çok senin..Ülkeyi sevmek benden çok senin görevin ve hakkın..Çünkü sen yıllarca yoklukla benden çok savaştın.Gel en büyük düşman “Yokluk” u yenelim…Feodal derebeylikler bölge insanının üzerinden tırnaklarını çeksin.Ülke insanı kazansın…Bölge insanı kazansın..Sen kazan,ben kazanayım..
Sen yoksan ben de yokum bre..
Ramazan hoşgeldi…Bu defa halkım ,ulusum,ümmetim için geldi..Ayrışma yok,birleşme var..
Gelelim Silivri’ye..Oraya Ramazan gelmedi mi? Her Ramazan Hamdi’de kızı ,torunu,eşi ile beraber iftarda görürdüm Veli Amca’yı..Bak Tevfik Amca’nın torunu derdi,beni tanıştırırken..Özlemle söylerdi..Özlemle gelirdi memlekete geldiğinde..Ufak,tefek işleri için hemşehrilerinin telefon elinden düşmezdi..Memleketin iftar yemeklerinde mutlaka olurdu.Yardım toplamak için verilen iftar yemeklerinde en kadirşinas o olurdu..
Ey yüce mahkeme ;size Ramazan gelmedi mi..? Size Ramazan nimetleri nasıl ulaşır? Ramazan mucizeleri size nasıl ulaşır? Kaç kişinin ettiği dua Ramazan’da aynı….Sizin kararsızlığınız insanların umudunun törpüsü olmamalı..
Mısır’a gelince..30 yıllık diktatörlük sona erdi propagandaları ile uluslararası medya haberleri sürerken Mübarek ben masumum dedi..Kabul etmedi..Saddam’dan sonra o da İdam istemiyle yargılanmaya devam ediyor..Suriye ile iyi seviyedeki ilişkiler dondu.Masum insanları ölüyor..Dün Halepçeyi görmeyen batı bugün dikkat kesilmiş,elinde davullar..Küresel sahnede oyuncular değişiyor;senaryoyu yazanlar aynı kalıyor..”Sap döner keser döner bir gün olur hesap döner “umudu herkes için yeşil kalsın.
Somalideki bebekler,anneler umarım bir yudum nimete desteklerimizle kavuşurular.Batının asırlardır kaynaklarını sömürdüğü Afrikalı kardeşlerime diyetini ödemesini bekliyorum.
İslam Alemine Ramazan Mübarek olsun.. Memleketimin insanına sağlık ve huzur diliyorum..Cenab-ı hak dualarımızı kabul eylesin…
�
Gölpazarı Kasımlar Köyü Tarihi Camii
Tarihi Kasımlar Köyü Camii onarım ve tadilat beklemektedir.İlgililere ilan olunur..

�
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı
Belediye 19 Mayıs Şöleni
Tolstoy’un «Nerede kölelerinizin olmasını isterseniz, orada müziğe elinizden geldiğince çok önem vermelisiniz.» sözüyle günümüzde karşılaştıklarınızı kıyaslayınız.
İnsanlar, değişik vasıtalarla beyinleri yıkanarak, kaybettikleri vakitlerini, kimi neden alkışladıklarını, nerelere sıkıştırıldıklarını irdeleyebiliyorlar mı?
Ne yazık ki onlar hüzünleri, acıları, ölümleri, savaşları, tertipleri, kirli senaryoları, kaybettiklerini ve işgalleri görmezlikten gelerek bir yerlere sürüklendiklerini düşünemiyorlar.
Size soruyorum gerçeklerden kaçış ne zamana ve nereye kadar sürdürülecek?(S.Meydan)
Yerel yönetimden çok şey istemiyoruz.Özenli olması yeterli.Gideceği yol olarak halefinin “gittiği” yola düşmüştür.
Memleketimin insanlarına ,gencine 19 Mayıs alet edilerek kişisel şovenizm hapı yutturulmuştur.
Ne yapalım halk bundan hoşlanıyor diyen zihniyet,tuzu kuru ,19 Mayıs kutlamalarında peçeteye istek yazarak yerel kültüre,tarih bilincine,folklöre,günün anlamına ters, taverna havasında eğlenmeyi tercih etmiştir.
Evet eğlenelim ancak ayrı tertiplerle..Ayrı organizasyonlarla..Festivalleri iptal ederken kullandığın jargona ters düşmeden,kendini yalanlamadan..Gençlik Bayramı’da gençliğin elinden gasp edilmiştir kanımca..
Eğlenirken eyleniyoruz.Eylendikçe tuzu kurular zenginleşiyor,halk hapı yutmaya devam ediyor..Eylendikçe biraz daha geleceğimize geç kalıyoruz..Sorunlarımızı halının altına süpürmeye devam ediyoruz.
“Aferim!”..Devam edin..
(Bayrakları kim astıysa,salonu kim denetlediyse ,şarkıcı posterine gösterdiği özeni Atatürk posterine de göstermesini beklerdik.)
Not:Salonda yaklaşık 800 e yakın %60 ı genç %60 bayan topluluk vardı.İnsanlar türkü isteği yaptılar,farklı birşey yaşadılar.Bayan şarkıcıdan sonra bir çok erkek salondan ayrıldı.Düğün salonu olarak da kullanılan spor salonunda 19 Mayıs etkinliği adı altında insanlar tirübündeydiler.Patlayan ses düzeni ve düzensizlik ile de olsa oradaydılar.Sıkılmıştılar tekdüzelikten ve bu onlar için 2 saatlik ayrışmaydı gündelik yaşantılarından.2-3 gün konuşacakları başka bir mevzuydu ev hanımlarının.. O kadar güzel bir fırsattı ki aslında “öğrenme” için.Her gün televizyonlarda zaten olan birşeyi orada yaşatmak yerine biraz özen ve vizyon ile o kadar güzel bir organizasyon olacaktı ki o.. İstemediler.Sormadılar İlçe Milli Eğitime,İl Milli Eğitime,Halk Eğitime,öğretmenlere..
15 dakika Kurtuluş Savaşı dia gösterisi,
15 dakika kendi gencimizin oynadığı folklör,
15 dakika kendi gençlerimizin sunduğu ve söylediği şarkılar,
15 dakika kahramanlık şiirleri,
15 dakika ödül töreni-Belediyenin önceden açtığı yarışmayı kazananlar için(Gölpazarı konulu öykü-şiir-resim-video)
Adam akıllı ses düzeni,adam akıllı protokolsüz oturma planı..1 saat 15 dakika etti..
Getireceksen üniversitelerde bir sürü gençlik grubu var..Hem sadece bayan sanatçıya ödediğin paraya mal edersin.Artanı da ödül olarak gençlere dağıtırsın..
seninismin@golpazari.org
Göltur
Göltur
dikenli boğazda,
kor lastiklerin altına
paspasları,
ıslanır,üşür
bırakmaz karda kışta
yolda,şöförlerin..
beyaz gömleğinin
göğsünü açar,
kravatını çıkarır
alnına kadar
yağa bulanır
bırakmaz yarı
yolda
şöförlerin..
ne zaman bir
Göltur
belirse uzaktan
güller açar
Gölpazarlının yüzünde..
Ne zaman görse
onu
selam vermek
için
çabalar..
memleket demek
Gölpazarı
demek..

kilometre yolda
yüzlerce tarihe
karışmış aracıyla,
şöförüyle
muaviniyle
binlerce insanımızla
hergün saat yedide
sekizde
dokuzda
öğlen 3 de yeniden
doğmak demek
Göltur varsa
bir garajda
bir otoparkta
orası sıcak
bir yuva
demek..
İçinde onlarca
kardeşin
ağabeyin
yaşadığı,
büyük bir
aile demek.
Ne darlık kalır
onları gördüğünde
ne yokluk
ne yalnızlık..
Yıllardır hasret
taşıdılar;
pazarcı ablaları,
kirazları,ayvaları,
askerleri,
öğrencileri.,
yıllardır aşını
taşıdılar gurbetteki
çocuklara annelerin..
Sevgisini,özlemini taşıdılar
yitip gidenlerinin..
Babasını
anasını
gördü
Göltur’u
gören..
Askere uğurladığı
evladını
gurbete gönderdiği
hemşire kızını.
Yolunu gözledi
Göltur’un
Eşini bekler gibi
yavrusunu..
Göltur demek
sevgilinin cama
yaslanmış
pembe yanağı
demek..
Göltur ne demek?
Göltur Beşevlerli
Ersin Abi demek,
İlk İstanbul’u
gösteren,
köprüyü geçtiğimiz..
Topkapı’da
Simit ayran
Ismarlayan..
Göltur
Çapar İsmail
demek,
yıllarca kahrımızı
çeken
öğrenci servisinde.,
ustalık demek..
Karaağaçlı Sadettin,
Göltur Hulusi demek,
gözükara..
Göltur Ali Abi demek,
Mahir’in vefakar..
Göltur
Mahir Amca demek,
Baba yarısı..
Göltur ne demek?
Göltur Mustafa
demek
Hafız Amcanın..
Tombalaklar,
Müminler,
Çavuşoğulları,
Kulaksız İsmet,
Necati…
Göltur’u görünce
çocuklar
bilirler;
Pişmaniye
gelir,
lokum gelir,
Göltur demek
mutluluk
demek..
Göltur demek
buram buram
Gölpazarı
demek…
17.03.2011
Selçuk Şahin
Dünya kadınlar günü kutlu olsun..

