TARİHÇE
GÖLPAZARI
İlçenin eski bir yerleşim merkezi olduğu sınırları içindeki höyüklerden anlaşılmaktadır. M.Ö.1200′lerde Frigler’in bir yerleşim yeri olduğu sanılmaktadır. Gölpazarı, tarih sırasıyla Frigler’in, Persler’in, Romalılar’ın ve Bizanslılar’ın egemenliği altına girdi. Bizans egemenliği sırasında Gölpazarı Harman-kaya Tekfurluğu’na bağlıydı.Gölpazarı;Osmanlılar’ın Bilecik’i ele geçirmelerinden sonra Osmanlı sınırları içine alınmıştır. İlk yıllarda, Ertuğrul Livası’nın merkez kazasına bağlı bir nahiye iken 1926′da Bilecik iline bağlı bir ilçe olmuştur.İlçede tarih sayfalarına isimlerini yazdırmış önemli kişilerden izler vardır.
Bunların başında Osmanlının kuruluşunda hizmetleri geçen Gazi Mihal gelir. Halen Gazi Mihal adı bir ilkokulda, ilçe hamamında ,taşhanda ve camiide yaşatılmaktadır.
İlçede Hava şehitlerinden pilot yüzbaşı Cengiz Topel adına yaptırılan bir ilkokul daha bulunmaktadır.
Çanakkale Savaşlarına birçok gencini gönderen ve şehit veren halk, Kurtuluş Savaşı’nda ise Sakarya Nehrinin aşırı yükselmesi neticesinde düşman işgaline uğramamıştır. Bugün halkın çoğunluğun oluşturan yerlilere “manav”denilmektedir.
Eyüpağalar,Alapanlar, Keskinağalar, Hacımollalar, Kazımağalar, Kadıoğulları ve Karaşükrüler geçmişten günümüze uzanan başlıca aile lakaplarıdır.
Gölpazarı ve Köyleri Tarihi
…Karadeniz Bölgesi’nin batı ucunda, Bilecik İli’ne bağlı bir ilçe olan Gölpazarı, kuzeyde Sakarya, doğuda Bolu, güneydoğuda Eskişehir illeri, güneyde Söğüt, batıda Merkez ilçe, kuzeybatıda da Osmaneli ilçeleri ile çevrilidir.İlçenin topraklarının büyük kısmı ve ilçe merkezi, Karadeniz Bölgesi’nin, Batı Karadeniz Bölümünde, kuzeybatı kesiminde küçük bir bölümü de Marmara Bölgesi’ndedir. Çok yüksek olmayan oldukça engebeli bir yüzeyi vardır. Başlıca yükseltileri Göldağ ve ilçe merkezinin güneyindeki Ortadağ’dır. İlçenin en yüksek yeri Gölpazarı Ovasının güneybatısındaki Göldağı’nın Kurşunlu Tepesidir (1284m). İlçe topraklarının sularını Sakarya ile Göynük Çayı, Akçay ve Değirmendere (Yenipazar Çayı) gibi kolları toplar. Güneydoğuda Sakarya, kuzeyde de Göynük Çayı ilçe sınırlarının bir bölümünü oluşturur. Sakarya’nın doğu kıyısı yakınındaki Karaağaç’ta ve Yenipazar’da düzlük alanlar vardır. Gölova adı ile de anılan Gölpazarı Ovası alüvyonlarla örtülü bir çöküntü alanıdır. Yüzölçümü 686 km2 olan Gölpazarı’nın toplam nüfusu 16.187′dir.
İlçenin ekonomisi tarıma dayanmaktadır. Gölpazarı bitkisel üretim bakımından ilin en önemli ilçesidir. Başlıca bitkisel ürünler olarak, şeker pancarı ve ayçiçeği üretilmektedir. Önemli miktarda da buğday, arpa, üzüm ve elmanın yanı sıra az miktarda şerbetçiotu, baklagiller, yulaf ve ayva yetiştirilir. Hayvancılık da ilçe ekonomisinde etkilidir. En çok koyun, keçi ve sığır yetiştirilmektedir. Bölgede İpekböcekçiliği eski önemini yitirmiş olup, yine de ikincil uğraşlardan birisidir. İlçe topraklarında bitümlü şist yatakları vardır.
Yörede bulunan höyükler, Gölpazarı’nın çok eski bir yerleşim olduğunu ortaya koymaktadır. Burada yeterli araştırma yapılmadığından antik çağa ait tarihine ilişkin bilgiler yetersizdir. Bununla birlikte MÖ.XIII.yüzyılda Friglerin yerleştiği sanılan Gölpazarı yöresi, daha sonra pers, Roma ve Bizans egemenlikleri altında kalmıştır.
M.Ö. 1. yüzyılda Romalılar tarafından idare edilmekte olan bu yöre, M.S. 395′te Roma İmparatorluğu’nun parçalanması üzerine Doğu Roma (Bizans) Devleti’nin yönetimine geçti.
Osmanlı Beyliği’nin yöreye egemen olmasıyla da bu topraklar Türk idaresine geçti. Osmanlı Devleti’nin ilk kuruluş devirlerinden itibaren askeri tarihinde mühim rol oynamış ve bilhassa akıncı teşkilatında görev almış ümera ailelerinden birisi de Mihaloğulları (Mihal Bey, Köse Mihal, Gazi Mihal, Mihal Gazi) ailesidir. Kökeni, Osman Gazi zamanında Harmankaya (Harmanköy) tekfuru olup sonradan müslüman olan Köse Mihal’e bağlanan bu aile, yüzyıllarca imparatorluğa hizmet etmiş, kuruluş ve yükseliş devrilerinde ünlü kahraman gaziler yetiştirmiştir.
Gölpazarı, Osmanlı Beyliği’nin kuruluş yıllarında, Köse Mihal’in beyi olduğu Harmankaya Tekfurluğuna bağlı idi. Daha sonra Köse Mihal’in Osman Bey’in hizmetine girmesiyle Harmankaya bölgesiyle birlikte Gölpazarı toprakları da Osmanlı Beyliği’ne katılmıitır. Gölpazarı Osmanlılar zamanında Resulşel, Dönen, Akçaoba, Akçaova isimleri ile anılmıştır. İlçenin Osmanlılara katılmasından sonra güney yönünde bulunan gölün kenarında büyük bir kır pazarı kurulmuş ve bu yüzden Gölpazarı adını almıştır.
Gölpazarı, Osmanlılar döneminde Hüdavendigâr (Bursa) sancağı sınırları içinde Bilecik (Ertuğrul) kazasına bağlı bir bucak iken, 1926 yılında Bilecik iline bağlı ilçe durumuna getirilmiştir.
Gölpazarı’nda Roma Dönemi’ne ait kapalı Kaya diye anılan bir mezar bulunmaktadır. Ayrıca Roma döneminden kalma mermer atölyeleri, sunaklar ve lahitler, Gazi Mihal Bey’in 1318′de yaptırdığı Mihal Bey Hanı, Mihal Bey Camisi ve ile Gölpazarı Hamamı günümüze gelebilen eserlerdir. İlçenin 15 km. güneybatısındaki Kasımlar Köyü’nde bulunan ve XVII. veya XVIII.yüzyıla ait olduğu sanılan bir cami bulunmaktadır.
http://www.flickr.com/photos/selcuksahin/show/
Bilecik Tarihi
Bilecik; Osmanlı devletini kuran Osman Gazi’nin kayınpederi Osmanlı’nın kuruluşunun manevi lideri olarak bilinen Şeyh Edebalı’nın türbesi Bilecik’te, Kurtuluş Savaşının simgesi görkemli Metristepe Anıtı Bozüyük’te bulunmaktadır. Tarihi İpek Yolu’nun içinden geçtiği Bilecik, köklü tarihi geçmişi ile diğer medeniyetler ve Osmanlı dönemine ait birçok tarihi-kültürel değerlere sahiptir.
Tarihte pek çok uygarlıklara sahne olan Bilecik; M.Ö. 1950’li yıllarda yörede yaşamış olan Trakya kavimlerinden Thynler’den sonra Mısırlılar, Hititler, Frigler, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Bitinya Krallığı ve Roma İmparatorluğu’nun geçiş dönemlerini yaşamış ve onlara ait izleri üzerinde saklar.
(Cami, türbe, kervansaray, han, hamam, çeşme, imaret, anıt, kale…) Tarihi Belekoma Kalesi, Saat Kulesi, Orhangazi Cami ve İmareti, Köprülü Mehmet Paşa Kervansarayı (Bilecik), Türk Büyükleri Platformu, Ertuğrulgazi Müzesi, Dursun Fakıh Türbesi, Çelebi Mehmet Cami, Çifte Minareli Cami, Ertuğrulgazi Mescidi, Kaymakam Çeşmesi, tarihi yapılar (Söğüt), İnönü Şehitliği,
(Bozüyük) İntikamtepe Şehitliği, Kumral Abdal Türbesi, Kasımpaşa Cami-İmareti,
(Osmaneli) Kilise, sivil mimari örnekleri
(Gölpazarı)Taşhan, Mihalgazi Cami, Kapılıkaya, Kayamezarı, sivil mimari örnekleri
(İnhisar) Mihalgazi Türbesi gibi daha birçok tarihi-kültürel varlığa sahiptir.
Merkez:
Kurtköy-Beyceköy Höyükleri, Marmara Ören Yeri,
Vezirhan Paşaboğazı Mevkii Antik Taş Ocağı, Nekropol.
Bozüyük: Çerkezçepni-Çokçapınar-Yenidodurga höyükleri, Dibekli Tümülüsü, Günyarık Köyü höyük ve nekropol.
Gölpazarı: Beşevler Höyükler, İncirli Köyü Tümülüsü ve nekropol, Arıcaklar, Kasımlar Kaya Mezarları.
Osmaneli: Han Duvar Kalıntıları, Taş Köprü Kalıntısı, Medetli Höyüğü, Soğucakpınar arkeolojik sit alanı.
Söğüt: Geçitli Köyü Nekropol, Oluklu ve Yeşilyurt Höyükleri, Zemzemiye Arkeolojik Sit Alanı, Dereboyu Köyü Kale, Höyük, yerleşim, tümülüs.
İnhisar: 2 adet Çınar Ağacı, Harmanköy Kale Duvar Kalıntıları.
Su Sporları (kano):
1. Parkur: Deresakarya köprü-Vezirhan köprü Gölpazarı yolu köprü
2. Parkur: Vezirhan köprü-Gölpazarı yolu köprü Osmaneli Selçik Köyü yolu köprü.
Gölpazarı
İlçemizin bulunduğu bölge, tarihte Trakyadan Anadolu;ya, Anadolu;dan Trakya;ya geçen çeşitli toplumların uğrak yeri olduğu için, burada bir çok devlet, uygarlık kurulmuş ve yıkılmıştır. Bu yörede ilk siyasal egemenlik kuran devlet olarak Hitit Devleti görülür. Hitit Devletinin M.Ö. 1200de yıkılması üzerine bu topraklar kısa bir süre Frig idaresinde kaldıktan sonra, Lidya Devletinin eline geçti. M.Ö. 546 da Lidya Devleti;nin Persler tarafından ortadan kaldırılması üzerine Pers İmparatorluğna katıldı. Yöremiz, Perslerin M.Ö. 334;te İskender tarafından Grakinosta (Bigaçay) mağlup edilmesiyle İskender İmparatorluğu;na katıldı. İskenderin ölümünden sonra bölgede kültür ve sanatlarını daha Frigyalılar zamanından beri devam ettiren bölgenin yerli halkı Bitinler, M.Ö. 3. yüzyılın başlarında Bitinya Krallığı&;nı kurdular.
M.Ö. 1. yüzyılda Romalılar tarafından idare edilmekte olan bu yöre, M.S. 395;te Roma İmparatorluğunun parçalanması üzerine Doğu Roma (Bizans) Devleti;nin yönetimine geçti.
Osmanlı Beyliği;nin yöreye egemen olmasıyla da bu topraklar Türk idaresine geçti.
1071;den sonra akın akın Anadolu;ya giren Türkler, Anadolu Selçuklu Devleti;ni kurmuşlar ve Türk birliğini sağlamışlardır. Fakat Doğu;dan gelen Moğol baskısı devlet otoritesini zayıflatmıştır. Bunun üzerine Selçukluların batı sınırlarında Germiyanoğulları, Eşrefoğulları, Hamitoğulları, Menteşoğulları Beylikleri ile Osmanlı Beyliği, Batı Anadoluda ise Karesioğulları, Saruhanoğulları, Sahip Ataoğulları ve Aydınoğulları Beylikleri kuruldu.
Daha Selçuklular zamanında, Selçukluların batı sınırlarına yerleştirmiş oldukları uç aşiret beyleri ve bu arada Bitinya sınırında iskan edilmiş bir kısım Kayı Boyu aşireti Bizans İmparatorluğunun XIII. yüzyıl sonlarındaki zayıf durumundan istifade ederek harekete geçmiş ve Rumlara ait şehir ve kaleleri işgale başlamışlardır.
Osmanlı Devletini kurmuş olan aile Oğuz Türkleri nin Gün Han Kolunun Kayı Boyu;ndandır. Ünlü Selçuklu tarihçisi Yazıcızade nin Selçukname adlı eserinden anlaşıldığına göre Kayı: Kuvvet ve kudret sahibi anlamına gelir.
Bu Kayı Boyunun bir kısmı I.Alaeddin Keykubat zamanında (1219-1236) Ankara&nın batısındakı Karacadağ yöresine yerleştirilmişlerdir.
Kayılar Dörtyüz çadır halkı olup, 13. yüzyılın ikinci yarısında başkanları Ertuğrul Bey idi. Ertuğrul Bey akıncılarıyla birlikte Selçuklu sultanlarının yanında yer almış, zafer kazanılmasını sağlamıştır. Selçuklu Sultanı da mülk arazi olarak Söğütü Ertuğrul Beye vermiştir. Bu sıralarda Kayılar kışlak olarak Söğütte, yaylak olarak da Domaniçe yerleşmişlerdir.
Söğütte türbesi bulunan Ertuğrul Gazi 90 yaşını geçmiş olarak 1281de vefat etmiştir. Yerine 23 yaşındaki oğlu Osman Bey geçmiştir.
Osman Bey genç, zeki, atılgan, cesur bir önderdir. Yaptığı akınlarla yakınlarına güven veren Osman Beye bir hilat, bir kılıç, gümüş takımlı bir at, yüzbin dirhem gümüş ve savaşçı gazilere verilmek üzere çok sayıda silah armağan etmiştir. Gönderilen bu beylik alametleri onun yerini iyice sağlamlaştırdı. 1299 yılında Osman Bey, beyliğini ilan ederek Devletin çekirdeğini kurmuş oldu. Aynı zamanda çevrenin en sözü geçen, itibarlı büyüklerinden Ahilik teşkilatının önderi Şeyh Edebalinin kızı Malhatun ile evlenerek, esnaf teşkilatları arasında da itibar sahibi olmuştur.
Osman Beyinin ününün ve kuvvetinin günden güne artmasından kaygılanan Rum Beyleri, onu öldürmek için planlar yapmaya başladılar.
Kızını Bilecik tekfurunun oğlu ile evlendirecek olan Yarhisar tekfuru, Osman Beyi düğününe davet edecek ve bu düğünde Osman Beyi öldürecekti. Fakat daha eski yıllarda Şeyh Edebalinin kızı Bala Hatun yüzünden çıkan bir savaşta Eskişehir tekfuru ile birlikte Osman Beyi öldürmek isteyen, yapılan savaşta yenilip esir düşen ve Osman Bey tarafından serbest bırakılan Harmankaya hakimi KÖSE MİHAL, suikast planını Osman Beye bildirir. Osman Bey daha kurnazca hareket edecektir. O zamana kadar Osmanlılar yaylaya çıkarlarken ağır eşyalarını Bilecik kalesine bırakırlar ve dönüşte de bunun karşılığında hediyeler verirlerdi. Osman Bey yine yaylaya çıkılacakmış gibi, askerlerin bir kısmını kadın kıyafetine sokarak eşyalarla birlikte Bilecik Kalesi;ne gönderdi. İşte bu yiğitler daha sonra Bilecik;i fethetti. Arkasından Yarhisar da fethedildi.
İşte Osmanlı Devleti;nin ilk kuruluş devirlerinden itibaren askeri tarihinde mühim rol oynamış ve bilhassa akıncı teşkilatında görev almış ümera ailelerinden birisi de Mihaloğulları (Mihal Bey, Köse Mihal, Gazi Mihal, Mihal Gazi) ailesidir.
Kökeni, Osman Gazi zamanında Harmankaya (Harmanköy) tekfuru olup sonradan müslüman olan Köse Mihal;e bağlanan bu aile, yüzyıllarca imparatorluğa hizmet etmiş, kuruluş ve yükseliş devrilerinde ünlü kahraman gaziler yetiştirmiştir. Mihaloğulları ailesinin bilinen ilk büyüğü Köse Mihaldir. Bu aile Mihaloğulları, Gazimihaloğulları, Kösemihaloğulları diye de anılmışlardır. Aile Köse Mihal;in ölümünden ve Rumeli fetihleri başladıktan sonra, sınırlarda askeri görevlerle ve düşman ülkelerine akın işleriyle görevlendirilince ;Mihalli Akıncılar; adını aldı. Diğer akıncı ailelerinden Malkoçoğulları, Evrenosoğulları, Zağanosoğulları, Turhanoğulları gibi Mihaloğulları da Osmanlıların Avrupa içlerin kadar ilerlemelerinde yardımcı olmuş akıncı ailesidir.
Gölpazarı, Osmanlı beyliği;nin kuruluş yıllarında, işte bu köse Mihal;in beyi olduğu Harmankaya Tekfurluğuna bağlı idi. Daha sonra Köse Mihal;in Müslüman olup Osman Bey;in hizmetine girmesiyle Harmankaya bölgesiyle birlikte Gölpazarı toprakları da Osmanlı Beyliği;ne katılmış oldu. İlçemiz Osmanlılar zamanında RESULŞEL, DÖNEN, AKÇAOBA, AKÇAOVA gibi adlar almıştır. İlçenin Osmanlılara katılmasından sonra güney yönünde bulunan gölün kenarında büyük bir kır pazarı kurulmuş ve bu yüzden GÖLPAZARI adını almıştır.
İlçede Köse Mihal;in torunu Mihalgazi tarafından (1416-1419) yıllarında TAŞHAN, MİHALGAZİ CAMİSİ, HAMAM, ZİNCİRLİ KUYU yaptırılmıştır. Küçükyenice Köyü;nün batısında Sakarya Nehri kıyısında ayak kalıntıları olan bir taşköprü bulunduğu ve İstanbul-Bağdat yolunun buradan geçtiği söylenmektedir.
Osmanlılar döneminde çeşitli Türk eserleriyle süslenmiş olan Gölpazarı, Bursa (Hüdavendigar) sancağı sınırları içinde Bilecik (Ertuğrul) kazasına bağlı bir bucak iken, 1926 yılında Bilecik iline bağlı bir ilçe olmuştur.
Kurtuluş Savaşı yıllarında Bilecik Yunanlılar tarafından işgal edilerek tamamen yakılıp yıkıldığı halde, düşman Sakarya;dan bu tarafa geçememiştir. Fakat Bilecik Yunanlılar tarafından yakıldığında geceleri göklere vuran yangın alevlerinin ışıklarının Gölpazarı çevre köylerinden görüldüğü ve Geyve Boğazı;ndan Eskişehir-Afyon hattındaki cephede süren savaşların top seslerinin ilçemiz köylerinden duyulduğu o günleri yaşayanlar tarafından anlatılmaktadır.
İlçemiz ve köylerimiz halkının Kurtuluş Savaşı;nda Türk ordusuna insanı, yiyeceği, hayvanı ve taşıt araçları ile katkıları olmuştur. Gölpazarı Şahinler köyünden Mehmet Nuri Efendi Bilecik Müftüsü iken, Bilecik Yunan işgaline uğramıştır. O zaman Mehmet Nuri Efendi Yunanlılarca yasak bölge ilan edilen Eğmedek Tepesi;nde sabahın erken saatlerinde çıkarak, elindeki dürbünle düşmanın hareketlerini gözetler, edindiği bilgileri Ankara&;ya ulaştırırdı. Bunu haber alan düşman pusu kurarak Mehmet Nuri Efendi;yi şehit etmiştir. Kabri, olayın geçtiği Deresakarı köyündedir.
Yakın zamana kadar hayatta olan Milli Mücadele Gazilerinden Salih Ünal;ın anılarına göre: 1336-1337 yıllarında (1920-1921) Gölpazarı;nda milis kuvvetleri kurulmuştu. Bu milis kuvvetlerinin başkanı telgraf müdürü Ziya Bey idi. Nahiyemizde Osmaneli;li Raşit onbaşı vardı. Raşit onbaşı milislere silah sağlıyordu. Kendim de kendi atımla, babamın verdiği mavzerle, elbiselerimle Kurtuluş Savaşı;na katıldım. O zamanlar askerlik şubesi Pamukova;da idi. Orada süvari livasına (tugayına), daha sonra da Sakarya Atalan Mehmet Efendi yaylasında 21. Alay 1. Süvari fırkasına katıldım. Genelde Kurtuluş Savaşı;nda Afyon bölgesinde hizmet verdim. Bu savaştan madalya aldım. Bu arada hatırlayabildiklerimden Köprücek köyünden Ali Çetinkaya, Kümbet köyünden Haşim Çetinkaya, Sarıhacılardan Halil Cebeci Türk Kurtuluş Savaşı;na katılanlardandır. O zamanlar Gölpazarı 85-90 hane kadardı.

